Toplum mühendisliği ve yaşananlar

Her ne kadar toplum mühendisliği kavramı son yıllarda kullanılır olmuşsa bile tarihin her devresinde bir grup veya bir topluluk üzerinde o grup veya topluluğun istenilen yöne kanalize edilerek istenilen neticelerin sağlanması yöntemi kullanılagelmiştir. Kitle psikolojisi konusunda yıllardır elde edilen deneyim ve bilgi birikimi toplum mühendisliğini birtakım devletlerin veya güç odaklarının kullanımına müsait bir araç haline getirmiştir.

      Son zamanlarda Türkiye'de çok geniş kapsamlı bir oyunun sahneye konulduğunu düşünmekteyim. İki yönlü ve oldukça sofistike olan bu hareketin (harekat demek daha doğru olur bence)

Bu hareketlerden biri doğrudan mevcut yürütme erginin üzerinde baskı oluşturmakta diğer bir hareket ise kamuoyuna karşı sahneye koyulmaktadır.

İlk hareket Cumhuriyet Başsavcısının İktidar partisini kapatmak amacıyla açtığı dava ile başlamıştır. Dava sürecinden hem iktidar ve hemde yargı ergi karşı karşıya getirilmiş (son yargıtay ve Danıştay bildirileri ve hükümetin tutumu)ve Dava adeta Yargı ergi ile Hükümet arasında bir güç gösterisine dönüştürülmüştür. Dolayısıyla davada başsavcı ile İktidar partisi değil Yargı ile İktidar partisi karşı karşıyadır.

İkinci hareket kamuoyu veya daha doğrusu Halk üzerinde icra edilmektedir. Özellikle bazı medya gruplarına ait yazılı ve görsel medya unsurları özellikler yaptıkları haberlerde toplumu yönlendirmeye ve hatta sağlıklı düşünme ve karar verme yeteneğini köreltmeye,toplumu kutuplaştırmaya yönelik kumpanyalar yürütülmektedir.

Bir televizyon kanalı her defasında ekonomik krizin beklenenden daha büyük ve yıkıcı olacağını haykırırken başka bir televizyon kanalı kendilerince laikliğe aykırı olduğunu düşündükleri öğeleri ön plana çıkarmakta Arabistanda bir Türk gencine verilen idam cezasını bile muhafazakar kesimlere karşı bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır.

Özellikler KanalD de kime hizmet ettiği hiçbir zaman anlaşılamayacak derecede usta gazeteci M.Ali Birand kendine has uslubu ve bakkal ve manavdan yaptığı canlı yayınlarla yandık yanıyoruz battık batıyoruz türünden haberler ile insanları korkuturken Show TV de usta gazeteci Ali Kırca (Amerikada toplum mühendisliği konusunda yeterince eğitim almıştır herhalde ) Siyasi ve özellikler türban üzerinden muhafazakar kesim üzerine yaptığı hamlelerle puan toplamaya çalışmaktadır. Kanal 1 den Fatih Altaylı ise Hüseyin Üzmez vakası ile taçlandırdığı hareketini Adnan oktar ve benzeri yobaz! Haberleri ile devam etmektedir.(Bu kişinin 28 Şubat sürecindeki performansı göz doldurmuştur) Ben bu grubun hükümeti değil toplumu baskı altında tutmaya çalıştıklarını düşünmekteyim. Zira Hükümet i baskı altında tutma görevi yargıdadır.

Beki bunca yaygara gerçekten devletin birtakım niteliklerinin değiştirilmesi ihtimaline karşı verilen bir tepki midir yoksa başka ve daha derin hesaplaşmalar mı vardır.Toplumsal değişim dinamiklerinin ortaya çıkardığı yeni durumları ve çatışma alanlarını göz artı etmek tabiki mümkün değildir.Meşhur merkez cevre çatışması halen devam etmektedir. Dünyanın içerisinden geçtiği yeniden paylaşım döneminde Türkiye'nin her zamankinden daha fazla dış dünya'ya önem vermesi gereken bir dönemde iç kavgalarımızın nedeni olabilir ki ?Bu soruların cevabı dikkatlice düşünülmelidir.

Mevcut iktidarın bu baskıya dayanamayarak bir şekilde iktidardan uzaklaşması veya kapatılması durumunda gelecek için öngörüler neler olabilir.

Benim acizane bu konudaki düşüncelerim şöyle;

Bütün bu kavgaların Uluslar arası bir kumpanyanın parçasıdır ve sorun ırak özelinde yeni Ortadoğu projesiyle ilgilidir.

AKP artık ABD nin sırtında taşıyabileceği bir yük olmaktan uzaktır. AKP ABD nin kürt politikasına karşı bir tehdittir. PKK (Özellikle siyasallaşan bir PKK)ABD nin ortadoğu-Türkiye ilişkilerini şekillendirebilecek tek ve en önemli unsurlardan bir tanesidir. Türkiye'nin son zamanda Kuzey Irak hükümetiyle direk temasa geçmesi ABD nin PKK politikasının önüne geçmek için atmış olduğu bir adım olarak okumak gerekir. Şunu kabul etmek gerekir ki AKP , PKK için doğuda Silahlı kuvvetlerden daha büyük bir tehdittir.

Burada dolaylı bir oyun oynanmak istenmekte olabilir. Eğer AKP kapatılırsa bir sonraki genel seçimlerde Güneydoğu oylarını AKP kadar toparlayacak ulusal bir partinin kurulması zor görünmektedir. Dolayısıyla Doğu ve Güneydoğu oylarının DTP veya başka bir etnik Kürt partisine kayma ihtimali çok yüksektir ve bu PKK nın elini güçlendirir. İkincisi ve bence daha önemlisi 2009 yılında yapılması planlanan yerel seçimlerde AKP nin üzerinde yoğun olarak çalıştığı doğu ve güneydoğudaki bir takım Belediye başkanlıklarını alma çapası nakıs kalacak PKK nın yerel gücünün sembolü haline gelen bir takım belediyelerdeki gücü muhtemelen devam edecektir.

Ben derim ki gelecek süreçte Güneydoğuya dikkat!!!

Written by :
Mustafa TÜRKER
 

Yorumlar  

 
+1 #1 Fuat Şengül 2010-03-17 11:21 Çok güzek bir yazı.Aynı güzellikte devamlarıda gelmeli diye düşünüyorum.Selamlar. Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile